Emperyalist Tarih Dayatması...
Sevgili Dostlarım, Kardeşlerim;
Batı dünyasında 18. Yüzyılda gerçekleşen Aydınlanma çağı ile birlikte, batılı bilim çevreleri ve özellikle de batılı tarihçiler, ülkelerinin emperyalist politikaları doğrultusunda tüm dünyaya bir Emperyalist Tarih anlayışı dayatmaya başladılar. Bu tarih anlayışının kökleri aslında başlangıçta doğrudan Katolik inancı ile birebir örtüşecek bir düşünce yapısına dayanıyor.
17. Yüzyıl, Katolik inancı ile bilimsel bulguların sürekli çatıştığı bir yüzyıl oldu. Katolik inancı, insanlığın başlangıcının MÖ 4 binlerde olduğunu savunuyordu. Tevrat, Ademin MÖ 4 binde Tanrı tarafından yaratıldığını, uygarlığın da buna bağlı olarak MÖ 2.500'lerde hayata geçtiğini yazıyor. Tevrata göre İbrahim MÖ 1600'lerde yolculuğuna başladığında, Kenan ve Mısır uygarlıkları oldukça gelişmiş durumdaydılar. O halde bu iki uygarlığın başlangıç tarihleri de, olsa olsa MÖ 2500'lere tekabül etmek durumundaydı. Vatikan da, tüm insanlık uygarlığını bu öngörü doğrultusunda dizayn etti ve örneğin Mısır uygarlığının başlangıcı olarak MÖ 2500'ü açıkladı.
17. Yüzyılda bilim ile uğraşan tüm insanlar, bilimsel gerçeklikler için Vatikan'ın ağzının içine bakmaktaydı. Yıllar geçtikçe, bilimsel bulgular ile Katolik söylemler ters düşmesine rağmen, Bilim Adamları Protestan olsalar dahi Papalıkla ve Kutsal Kitap ile ters düşmemeye özen gösterdiler. 18. Yüzyılda Mısır ve Kenan uygarlıklarına ilgi arttıkça, MÖ 2500 savını çürütecek birçok gerçek bulunmaya başlamasına rağmen, batılı bilim çevreleri kendi buluşlarını dahi yadsıyacak şekilde, bulgularını Tevrat söylemleri ile uzlaştırma gayreti içerisine girdiler.
İlk önce Mısır uygarlığı, ardından Kenan ve Yunan uygarlıkları hep bu öngörü doğrultusunda tarihlendirildi. Örneğin Mısır Piramitlerinin yapılış tarihi MÖ 2500'dü. Bunu doğrulayacak bir bulgu var mıydı? Hayır, yoktu! Tam aksine bulgular ise çok sayıdaydı ama görmezden gelindi. Örneğin hiyerogliflerin çözümünün yapılmasından sonra bazı kadim Mısır metinlerinin, piramitler içerisindeki duvar yazıtlarının bazılarının MÖ 5 binlerde yazıldığını ifade ediyordu ama bunlar tamamen göz ardı edildi. Bu tür bilgilerin kamuoyundan saklanması cihetine gidildi. Ardından Uzak Doğu'da ve Güney Amerika'da yeni uygarlık merkezlerinin varlığı ortaya çıktı ama batılı tarihçiler bu uygarlıkların tamamının ortaya çıkış tarihi olarak MÖ 2500 ya da daha sonrası tarihlerini öne sürdüler. Batılı tarihçilere göre, örneğin İnka uygarlığı da, Maya uygarlığı da, Kımer uygarlığı da hep MÖ 2500'lere dayanıyor, daha geriye gitmiyordu. Tarihlendirmeler hep Kutsal Kitabın söylemleri ile örtüşüyordu.
Sonra bir şey oldu. Batılı arkeologlar 150 yıl önce, Ortadoğu medeniyetlerini incelerken, kendi tarih tezleri ile örtüşmeyen o kadar çok yazılı belgeye rast geldiler ki, ne yapacaklarını şaşırdılar. Önce, hep yaptıkları gibi görmezden gelme gayreti içerisine girdiler, sonra kendi kurguladıkları tarih tezini yeniden yazmak zorunluluğu hissettiler. Bu yeni teze göre insanlık 10 bin yıl önce Afrika'da ilk kez ortaya çıkmış, avcı toplayıcı olarak yaşamış ve 6 binlerde de dünyaya yayılmıştı. Bu arada tarımı bulmuş, hayvanları evcilleştirmiş, kentler kurmaya başlamıştı. Arkeologların bulduğu ve kökeni MÖ 6 binlere dayanan ilk uygarlık da, insanlık tarihinin ilk uygarlığını kurmuş olan Sümerlerdi. Böylece din ile bilim bir noktada daha çatışmaya başladı. Bu çatışmayı büyütmemek için bilim dünyası Mısır ve diğer uygarlıkların tarihini hala MÖ 2500'ler olarak açıklamakta israr etti. Sümerleri de, hiçbir kalıba sığmadıkları için bir anomali olarak kabul etti ve uygarlığın başlangıcını MÖ 6 binlere çekmek zorunda kaldı.
Aradan bin yüzyıl daha geçti, yine bir başka batılı arkeolog, bulumsal bulgular ile başlangıcı MÖ 11.600'lere kadar geri giden Göbekli Tepe uygarlığını ortaya çıkardı. Daha önce tarihlendirmeleri MÖ 7 binlere dayanan Aratta, MÖ 8 binlere dayanan Oxus uygarlıkları kamuoyundan saklanmıştı ama Göbekli Tepe bulguları, saklanamayacak kadar göz önündeydi. Şu anda batılı tarihçiler, Göbekli Tepe uygarlığını nereye yerleştireceklerini şaşırmış durumdalar. Batılı hiçbir bilimsel çevrede Göbekli Tepe konuşulmuyor. Unutturulmaya çalışılıyor. Ama bir kez gündeme oturmuş durumda. Bosna Piramitlerini, Uygur Türk Piramidini gözlerden gizleyen batılı bilim çevrelerinde, bu kez ne yapacaklarını bilememenin telaşı gözleniyor. Bakalım Emperyalist Tarih Dayatması bu kez nasıl kurtulacak?
Yazı için teşekkürler Cihangir Bey, kısa aralıklarla yazılarınız devam etmesi dileğimle...
ReplyDeleteTeşekkür ederim. Kitap yazma faaliyetlerinden fırsat buldukça yazacağım.
ReplyDelete