Göbekli Tepe; Batının Yeni Açmazı...
Çok
değil, daha 20. Yüzyılın başında arkeologlar, en eski şehirlerin Sümerlerin 6
bin yıllık şehirleri olduğunu söylüyorlardı. Ondan önceki iddia da uygarlığın
MÖ 2500’de Mısır’da başladığıydı. Halbuki Göbekli Tepe kazıları uygarlığın
köklerinin çok daha eskilerde olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Arkeologlar,
Göbekli Tepe mabetler kompleksinin yapım tarihi olarak Milattan Önce 9.600
yılını veriyorlar. Diğer bir deyişle Göbekli Tepe günümüzden 11 bin 600 yıl
önce yapılmış. Yani Eriha’dan dahi 1600 yıl önce. Sümerlerden ise 3600 yıl önce.
Yine arkeologlar, inşaatın en az bin yıl sürmüş olması gerektiğini düşünüyor.
Saptanan MÖ 9.600 yılı inşaatın başlangıç tarihi mi, yoksa bitiş tarihi mi
henüz net değil. Mabetlerin taştan kalıntıları üzerinde karbon testi yapılması
söz konusu değil. Bir taşın hangi tarihte yontulduğu ve bir yapıda kullanıldığı
herhangi bir test aracılığıyla saptanamaz. Taşın yaşı belirlenebilir ancak
sonuç milyarlarca yıl çıkacaktır. 11.600 yıllık geçmiş, kazılar sırasında
bulunan çok sayıdaki hayvan kemiklerinin yaşlarının ölçülmesi ile elde edilmiş.
Ancak burada da bir sorun var. Hayvan kemiklerinin hepsi yaklaşık aynı tarihi
veriyorsa, bin yıl süren yapım süreci hipotezinin bir anlamı kalmıyor. Eğer
kemiklerin hepsi hemen hemen aynı süreyi gösteriyorsa, bu durumdan yapıların
tamamının çok kısa sürede yapılmış oldukları sonucu çıkıyor. Yok eğer
kemiklerin en eskisi 11.600 yaşındaysa ve inşaat bin yıl sürdüyse, inşaatın
bitim tarihi MÖ 8.600 mü sorusu akla geliyor.
Göbekli
Tepe mabetleriyle, MÖ 9.600’lerde bölgede yaşayan insanların ciddiye alınması
gereken organize bir topluluk olduğu gerçeği ortaya çıktı. Bu insanlar bin yıl boyunca çalışmış ve
ortaya muazzam bir mabet kompleksi çıkartmışlardı. 10 bin yıl önce insan
ömrünün azami 40 yaş olduğu düşünülürse, bin yıllık süreç 25 insan nesline
tekabül etmektedir. Bu mabetleri yapmak için bölgede bulunmak zorunda kalan bu
birbirini takip eden 25 insan neslinden oluşmuş topluluk nerede yaşamıştır?
Yiyecek, içeceklerini nereden tedarik etmiş, yaşamlarını nasıl sürdürmüştür?
Sadece avcılıkla ya da toplayıcılıkla bu mümkün müdür? Bulunan mabetlerin
yapımı için, taşların yontulması ve yerlerine konulması için yüzlerce insanın
gücüne ihtiyaç duyulacağı kesindir. Bu insanlar kimlerdir? Nereden gelmişler ve
nerede yaşamışlardır?
Göbekli Tepe kompleksinde toplam 20 adet mabet
kalıntısı olduğu belirlenmiştir. Bunlardan 6 tanesinde kazı çalışması yapılmış,
dördü yuvarlak, ikisi dikdörtgen mabet kalıntısı gün yüzüne çıkarılmıştır.
Mabetler, belirli bir geometrik ara ile sıralanmışlardır. Eliptik, sarmal, dairesel
yapılarda olan, yani gelişmiş geometrik yapılarda inşa edildiği görülen
mabetlerin tamamının, işin bitiminde, onu yapanlar tarafından gömüldükleri
tespit edilmiştir. Kalıntılar bu sayede, hemen hiç bozulmadan günümüze kadar
ulaşmayı başarmışlardır. Kalıntılar gün yüzüne çıkarıldıktan sonra, çevresel
etkenlere bağlı olarak bozulmaların başladığının görülmesi üzerine, kazısı
yapılanların koruma altına alınmasına öncelik verilmiş, diğerlerinin kazılması
işlemi ertelenmiştir.
Göbekli Tepe yapılarının niçin gömüldükleri bir muammadır. 20 Mabedin tamamının kazılması ile bu muamma çözülecek midir? Yoksa bunların kazılmasına hiçbir zaman izin verilmeyecek midir? Bu mabetlerde yer alan sütunların üzerindeki sembolik yazıların, bir tür piktografik yazı olması mümkündür. Acaba atalarımız bize, kendi uygarlıkları ile ilgili bilgileri bu yolla mı yollamak istemişlerdir? Göbekli Tepe kompleksi, bir mabetler topluluğu olmaktan daha çok bir büyük kütüphane olarak mı inşa edilmiştir? Her zaman olduğu gibi emperyalist tarih anlayışı, farklı bir uygarlık geçmişini anlatacak olan böylesi bir kazıya müsamaha edecek midir yoksa, her zaman olduğu gibi bu bulguların tarihi aydınlatmasına mani mi olunacaktır?
No comments:
Post a Comment